06/04/2015 Yorum yapılmamış onkomeradmin Saglik

Giriş:

Okuyacağınız şeyler lütfen sizi ürkütmesin. Çağımızda kanser hastalığı çoğu hastalıklar gibi risk faktörleri bilinen ve erken yakalandığı takdirde tamamen iyileşen hastalıklar kapsamındadır. Bir dönem verem hastalığından yani Tüberküloz’dan çok korkulurdu ve çaresiz olarak görürdü.Belki coğu akciğer kanseri verem olarak yorumlandı ancak artık bu hastalıktan korkulmadığı gibi adı bile artık geçmiyor. Keza bir sivilceyi bile tedavi etmeseniz büyüyebilir. Lütfen en basit belirtide hekiminize başvurun. Size risk getirebilecek alışkanlıklarınızdan kurtulun. Örneğin sigara içmeyin, alkol kullanmayın, kilo almaktan kaçının ve sağlıklı yaşayın ve en küçük endişenizde bizlere başvurun.

 

Meme Kanseri

 

Risk faktörlerini yukarıda bahsettiğimiz meme kanseri genellikle bir memede tesadüfen veya bilinçli kontrollerde ele bir kitlenin gelmesiyle başlar. Öncelikle meme kanseri konusunda uzmanlaşmış bir hekime başvurmanız gerekir. Hekim sizden her iki memenizin filmini isteyecektir(Mamografi). Eğer bu tetkik sonucu kitleniz şüpheli ise hekim veya genelde cerrah bu memeden bir iğne ile (ince iğne aspirasyon biopsisi) veya açık bir cerrahi girişim ile kitlenizden bir parça alacaktır (biopsi). Bu parça temiz geldiği takdirdi sizi takibe alacak ve belli aralıklarla kendisine uğramanızı isteyecektir. Eğer doku kanserli gelirse hekiminiz hastalığınızın nereye kadar gittiğini öğrenmek için bazı tetkikler isteyecektir. Bunlar kemik taraması (kemik sintigrafisi), akciğer filmi,karaciğer ultrasonografisi ve kan sayımı ve biyokimyasıdır. Birde en yakın lenf bezi bölgesi değerlendirilir. Meme için bu yer o taraf koltukaltı bölgesidir (aksilla) ve genelde ya ameliyatla veya sentinal lenf bezi biopsisi denilen bir yöntemle lenf bezleri değerlendirilir. Peki bu kadar şey niye yapılır? Meme kanserininin bulunduğu yerden en yakın yer olan koltukaltı lenf bezlerine veya daha da uzağa giderek kemiklere,karaciğere ve akciğere gidip gitmediği saptanmaya çalışılır. Tek bir tarama ile sonuca ancak PET tarama denilen BT ile bir ilaç verilerek yapılan tüm vucut sintigrafik tarama beraberliğinde yapılan bir tetkik ile yapılabilir ancak bu tetkik daha çok tedavi sırasında daha çok tercih edilmektedir. Eğer olay yalnız memede veye meme artı birkaç lenf bezi tutulmasıyla devam adiyorsa hastalık erkendir ve yereldir ve iyileşir. Takipte bir biyolojik belirleyici olan “CA 15-3” ‘ün normal değerlerde oluşu bizleri rahatlatır. Tedavi olarak önce cerrahi ve sonra duruma göre kemoterapi ve radyoterapi tercih edilen tedavi şekilleridir. Eğer hastalar hormon pozitiv ise (ER ve/veya PR) 5-7 sene gerekli ilaçlar kullanılır.

 

Eğer her şeyin temiz ise hanımların 20 yaşından 40 yaşına kadar kendi aylık el muayeneleri ve şüphelendikleri durumda bir uzmanla görüşmeleri uygundur. 40 yaşına kadar memenin ses dalgası ile taranması(ultrason) uygundur. Mamografi 40 yaşından sonra senede bir yapılır. Lütfen hekiminize aralıklı olarak başvurun.
AKCİĞER KANSERİ

 

Genelde ileri yaş hastalığı olup (>40yaş) erkeklerde sıklıkla görülür. Tütün içiciliği gibi (sigara) risk faktörü olanlarda ve uzun süreli çevresinde ,içmeseler dahi dumanaltı olanlarda ki bu gruba son senelerde hanımlar sıklıkla girmekteler veya sigara içmekteler ve sonuçta akciğer kanseri riski artmaktadır. Eğer erker yakalanamazsa en sık öldüren kanserdir. Akciğerde iki tür kanser görülmektedir. Küçük Hücreli Akciğer Kanseri (KHAK) ve Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri (KHDAK). Üç ayrı tipi olan küçük hücreli dışı akciğer kanseri,yaygındır ve yavaş gelişir. Küçük hücreli akciğer kanseri, daha az görülmesine rağmen hızlıdır ve çabuk yayılır. Tedavi açısından küçük hücreli akciğer kanseri kemoterapiye daha duyarlıdır ancak akciğere radyoterapi eklenmesi ve beynin koruyucu ışınlamaya alınmasının yaşama katkısı büyüktür. Kanser nedeni olan sigaranın acilen bırakılması gerekmektedir. En küçük bir akciğer şikayetinizde veya sigaraya bağlı tıkanma ve öksürük şikayetinizde (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı; KOAH) lütfen hekiminize başvurun.

 

KOLON KANSERİ

 

İnce bağırsaklardan sonra devam eden 1.5-2 m. Uzunluğundaki kısım olan kolon halk arasında kalın bağırrsak ismiyle bilinir ve bu bağırsağın kalça içersinde devam eden ve sonlanan 15 cm.lik makat kısmına rektum ismi verilir ve de dişarıya ağızlaşan kısmına da anal kanal ve anüs denmektedir. Bir önceki kısımda risk faktörleri anlatılmış olan bağırsak kanseri sıklıkla 50 yaşın üzerinde görülür. En önemli belirti dişkılama alışkanlığındaki değişiklikler, kanama ve ağrıdır. Kesin tanı makattan sokulacak bir boru ile barsakların iç duvarını gözlemektir, buna endoskopi denir ve çeşitli değişik isimlere sahiptir (kolonoskopi, rektoskopi, sigmoideskopi vs.). Biopsi alınır ve sonuç değerlendirilir. Eğer sonuç kanser çıkarsa ,hastalığın barsak duvarını tutuş kademesine göre değerlendirme yapılır. Ameliyat ilk tercihtir. Bağırsağın emniyet sınırı ile beraber hastalıklı kısmı çıkarılır ve ya kalan kısmı diğer barsak ucuna bağlanır (uç uca anastomoz) veya tedavi bitene kadar bağırsağın ağzı karın duvarına bağlanır (kolostomi). Diğer etkin tedavi ise kemoterapidir. Hastalık karaciğere sıçramayı (metastaz) çok sever ve sonra akcierleresıçrıyabilir. Son barsakta yerleşmiş olan tümörlerde ve de özellikle çıkışa yakın olanlarda, son yıllarda radyoterapi ile kemoterapi ameliyat öncesi başarılı bir şekilde son barsağı ve çıkışı (anal kanal ve anüs) tedavi etmektedir. Böylece kolostomi denilen bağırsağın karın duvarına ağızlaştırılması terk edilebilmektedir. Lütfen en küçük barsak alışkanlığınızın değişmesinde ve şikayetlerinizde doktorunuza başvurun.

 

BAŞ ve BOYUN KANSERİ

 

Baş ve boyun kanserleri genelde bulundukları yerlere göre isimlendirilir. Larenks Kanseri(gırtlak veya ses teli kanseri), Nazofarenks Kanseri
(burun arkası kanseri), burun çevresindeki kemik boşluklarının kanserleri, Hipofarenks Kanseri (yemek borusu başlangıcı ile gırtlak arası kanseri), Tonsil Kanseri (bademcik kanseri) ve Üst 1/3 Özofagus Kanseri (üst yemek borusu kanseri) sıklıkla görülen kanserlerdir. Bu kanserler erken yakalandıkları sürece % 90’nın üzerinde başarılı bir şekilde iyileşirler. Tütün ve alkol kullanımı bu kanserlerin oluşumunda önemli risk nedenleri oluşturmaktadır. Ses kısıklığı, aralıklı ağız burun kanamaları,yutma zorluğu, boyun ve ağız içi şişlikleri ve geçmiyen ağrı durumlarında lütfen hekiminize başvurun. Alınacak biopsi sonucu tanının konması halinde tedavide en etkin yöntem nitelikli bir radyoterapi ve kemoterapidir.

 

PROSTAT KANSERİ
Prostat halk arasında “Erbezi” olarak bilinen ve lokalizasyon olarak mesanenin altında ve makatın önünde olup içinden geçen idrar yolu erkek
penisi içersinde devam eder. Bir nevi penisin dibindedir. Görevi erkek tohum hücrelerinin sulandırılmasıdır (meni ve sperm). İçersinde bu sıvıyı üreten guddeler vardır. Eğer bu guddesel bezdeki hücrelerde zamanla değişiklik olursa kanser gelişebilir. Erkeklerde en sık görülen kanser türüdür ve 50 yaşından sonra erkeklerin tümünün bir uzman hekim tarafından prostatlarının kontrolü (makattan parmakla kontrol; Tuşe Rektal ve kakattan ultrasonografi yaptırmak) ve kanda PSA kontrolü yaptırması şarttır. Belirtiler ise sıklıkla idrar yapmak, idrar yapmada zorluk, geceleyın sık idrara çıkmak şeklindedir. Bir önceki kısımda belitilmiş olan prostatla ilgili risk faktörlerini okumanız önemlidir. PSA’nız yüksek ise hekiminiz size prostat biopsisi önericektir. Eğer biopsiniz müspet gelirse patoloji raporunuza ve PSA değerinize göre tedavi önerilicektir. Eğer kanseriniz prostat ile sınırlı, PSA’nız 7-10 ngm ve prostatınız 40 cc. nin altında ise erken evre bir tümörünüz var ve 3BKRT nin türleri olan YART (IMRT) ve IGRT tekniği ile yapılacak nitelikli bir Radyoterapi ile tedaviniz idealdir ve ereksiyon ve ejekülasyon fonksiyonlarınız çalışır. Bazen bu çok uzun sürelerde yavaş büyüyen tümör için “Gözlemsel bekleyiş veya kontrol” hiçbir tedavi yapmadan uygulanabilir. Veya bazen prostat dışına taşmış tümörlerde hormon ve radyoterapi uygulaması ile tümör küçültülebilir veya yok edilir. Bazen erken evrede brakiterapi denilen ve bazı radyoaktif iğnelerin prostata sokulmasıyla ve bir süre bırakılıp çıkarılmasıyla yapılan başarılı bir tedavidir.

 

Cerrahi erken evrede çok itina edilmesi gereken bir tedavi yöntemidir. Özellikle ereksiyon(kamışı kaldıran) ve ejekülasyon (meninin akmasını sağlayan) sinirleri kesmemek için dikkat edilmelidir. Bu işleme “Sinir Koruyucu Cerrahi” denmektedir ve bu işlemi başaran cerrah sayısı azdır. Hormon tedavisi ise erkeklik hormonunu (testesteron) baskılayabilmek için kullanılır çünkü testesteronun varlığı prostat kanserini arttırabilir. Başarılı bir cerrahi veya radyoterapi erken evre prostat kanserinin tedavisi için önerilmektedir.

 

RAHİM AĞZI KANSERİ VE RAHİM KANSERİ (Serviks Uteri Kanseri ve Endometrium Kanseri)

 

Bu kanserlerle ilişkili risk faktörlerini sizlere daha önce anlatmıştık. Özellikle rahim ağzı kanserinde yani rahimin dışarıya, vajene doğru ağızlaştığı
kısımda, rahim boynu (serviks) cild hücreleri şekil değiştirir ve anormalleşir. Bu duruma cervikal hücrelerde farlılaşma veya “servikal displazi” denir. Bu durum tedbir alınmazsa kansere dönebilir. İnsan papilloma virüs (Humon Papillomavirus) enfeksiyonu, birden fazla kişi ile seks hayatı, doğum kontrol hapı almak, sigara içmek ve erken seks hayatı önemli risk faktörleridir. “Pap Smear” testi yani vjen dibinden veya rahim ağzından süpürerek örnek almak servikal displaziyi görmek açısından çok önemlidir. Bu cild değişiklikleri koterizasyon, kriyocerrahi veya lazer cerrahisi ile tedavi edilebilir.

 

İhmal halinde kanserleşme oluştuğu takdirde kanamalar başlıyabilir ve ağrı oluşur. Tedavi cerrahi sonrası radyoterapi ve kemoterapidir. HPV
enfeksiyonunu önlemek için aşı önerilmektedir.

 

Rahim kanseri yani Endometrial kanser ise rahimin iç kısmını döşeyen hücrelerin anormal büyümesidir. Genelde 50 yaşın üzerindeki hanımlarda
görülür. İleri derecede hormon (estrojen) alan hanımlarda görülmektedir ve özellikle şişman hanımlarda daha sık görülebilir çünkü yağ hücreleri estrojen hormonu yapabilir. Düzensiz kanamalar, idrar yapmada zorluk, seksüel ilişkide ağrı ve kalça ağrı ön belitilerdir. Meme kanseri ve polikistik over sendromu sırasında “Tamoxifen” ile tedavi görenlerde daha sık oluşabilir dolayısıyla dilatasyon ve küretaj ile alınan biopsi tanı koydurur. Rahimin ameliyatla alınması (histerektomi) ve yumurtalıkların da beraber çıkarılması (bilateral ooferektomi) tercih edilen tedavi şeklidir. Ameliyatla çıkarılan tümörlü kısımdaki hücrelerin durumuna göre radyoterapi ve kemoterapi ilave edilmelidir.

 

YEMEK BORUSU KANSERİ (Özofagus Kanseri)

 

Yemek borusu yani özofagus kanseri ağız boşluğu(oral kavite) ve yutaktan (hipofarenks) tan sonra gelen, boru şeklinde göğsün orta kısmından mideye kadar uzanan bir organın, özellikle boru yapının iç kısmını döşüyen hücrelerden oluşan bir kötü huylu tümördür. Tüm kanserlerin % 1.5-2’sini ve sindirim sistemi kanserlerinin % 5-7’sını oluşturmaktadır. Ülkemizde daha çok doğu bölgesinde ve 50-60 yaş grubunda görülür. 30 yaş altında görülmesi enderdir. Yutma güçlüğü , ağrı ve kilo kaybı en sık görülen belirtilerdir. Erkeklerde daha sık görülür. %50 oranında yemek borusunun orta kısmında, %30 yemek borusunun üst kısmında ve % 20 cıvarında ise yemek borusunun üst kısmında görülmektedir. En basit yutma güçlüğünde hekime başvurulmalıdır. Yemek borusunun radyoopakla çekilen basit filmi ve Bilgisayarlı Tomografi sonrası endoskopi ile parça alınır ve en sık görülen histoloji “yassı epitelyum hücreli kanserdir”. Tedavilerden en başarılı olan cerrahi girişimdir, eğer cerrahi yapılamaz ise lokal radyoterapi ile eşzamanlı kemoterapi tercih edilen tedavi şeklidir. Son olarak yemek borusunun devamının sağlanması için bir “stent” takılır ve bazen çoğu tedavilerden daha etkili olabilir.

 

BEYİN TÜMÖRLERİ

 

Çocukluk çağı ve erişkin çağda hayatı tehdit eden tümörlerdir. Bulundukları yere göre belirti verirler. En sık bulantı, kusma, dengesizlik, yürüme
bozukluğu, kuvvetsizlik, uyuşma, nöbet, kişilik ve davranış bozukluğu vede KİBAS dediğimiz kafa içi basınç artma sendrom bulguları görülebilir.

Uzmanlık dalı olarak nörolog, beyin cerrahı veya çocuk hekimine baş vurulmalıdır. Tanısal tetkik olarak en etkili tetkikler beyin MRG ve BT
tekikleridir (manyetik rezonans ve tomografi).

En sık görülen tümörler beyin dokusununun ana hücreleri olan glial hücrelerden çıkan tümörlerdi:

 

Astrositomlar: %46 beyin dokusundan ve %23 omur ilik dokusundan çıkabilir. Beyin tümörlerinin %17’sini oluşturur. Düşük dereceli olanlar yavaş büyür ve cerrahi olarak rahat çıkarılabilirler ve iyileşirler. Yüksek dereceli olanlar hizlı büyürler ve tehlikelidir. Biopsi sonrası Radyoterapi ve eşzamanlı Kemoterapi ile tedavi edilebilirler.

 

 Yüksek Dereceli Glioblastomlar: Sıklıkla erişkinlerde görülür. Agresiv seyrederler. Çok şekilli olup “Glioblastoma Multiforme” ismini alırlar,
derece olarak III veya IV olarak tanımlanabilirler. Cerrahi sonrası Radyoterapi ve eşzamanlı Kemoterapi ile tedavi edilebilirler.

 

Beyin Sapı Gliomları: Beyin saoının cerrahisi çok zor veya olanaksızdır. Çocukluk çağının %20 beyin tümörlerini oluştururlar ve erişkin de ancak %5 civarında görülebilirler. Düşük Dereceli Astrositom olarak tabir edilen gruptan daha hızlı büyürler, 3-10 yaş arasında görülen bu tümörler şekilsel farklılıklar gösterebilir, tehlikelidirler. Radyoterapi ile uzun sağkalım elde edilebilmektedir.

 

Oligodendriogliomlar: Sıklıkla genç erişkin grupta görülür. Glial tümörlerin %5’ini oluşturur. Daha çok üst beyinde oluşurlar ve düşük dereceli
olup cerrahi olarak çıkarılabilirler. Yüksek dereceli tümörlerde cerrahi sonrası Radyoterapi gerekmektedir.

 

Epandimomlar: Büyük oranda iyi huylu olan bu tümörler (%85), çocukların %10’unda ve erişkinlerin %5in görülür. 5 yaş ile 35 yaşta çıkış
gösterir. Omur iliğe ekilme sıklığı azdır. Cerrahi sonrası, gerektiği takdirde,yalnızca beyine ışınlama yapılır.

 

GLİAL HÜCRE KÖKENLİ OLMAYAN TÜMÖRLER

 

Medulloblastoma veya Primitiv Nöroektodermal Tümörler: Çocukluk çağı beyin tümörlerinin %25’ini oluşturur. Agresiv seyreder ve yayılma potansiyeli fazladır. Medulla Spinalise ekilme metastazları yapar. Küçük beyinden başlar. Tanı konduktan sonra (MRG,BT,aciğer grafisi, kan sayımları ,lomber ponksiyon ve biopsi) beyin ve omurilik ışınlanır.

 

Meningiomlar: Tüm beyin tümörlerinin %27’sini oluşturur .Beyin zarlarından çıkar. Kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Büyürken beyin dokusunu baskı yapabilir. İyi huylu bir tümördür ve cerrahi ile çıkartılır,gerekirse nüksü önleyebilmek için Radyoterapi yapılır.

 

Schhwannomalar: Sinir kılıfı tümörleri olarak bilinirler. Genelde iyi huyludurlar ve cerrahi ile çıkarılabilirler. En sık görülebilen türü “vestibüler
veya akustik nörinom
” olarak bilinen 8. kafa çiftini tutan tümördür. Gerekli görülürse Radyoterapi yapılır

 

Beyin Metastazları: Otopside kanser hastalarının % 20-50 sinde beyinde met. bulunmuştur. Tüm metastazların % 80-85’i beyinde, %10-15’i küçük beyinde ve %3-5’i soğancık bölgesinde bulunur. En sık beyin metastazı yapan tümörler akciğer ve meme kanseridir. Dolayısıyla lütfen hastalarınızdan beyin BT veya MRG’si isteyin. En etkili tedavi ,eğer met sayısı 1-2 ise cerrahi +/- Radyoterapi ve eğer tümör büyük veya çok sayıda ise tek başına radyoterapi en etkili tedavidir.

 

1- Hodgkin Lenfoması: Erkeklerde kısmen daha fazla görülebilirler. 25-30 ile 55 yaş grubunda görülebilirler. Epstein – Barr denilen bir
virüsle neden ilişkisi olduğu söylenmektedir. Hücre tipi özellikle Reed – Sternberg hücre tipidir. Genelde boyunda bir lenf bezesinin şişmesi
sonucu tanı konur. Sıklıkla nodüler sklerozan hücre tipi görülebilir (%70, genç erişkin) ve sırasıyla karışık hücreli, lenfositten zengin ve
lenfositten fakir hücre tipleri görülür. Diaframın bir tarafında yani I. ve II. Evre tümörlerde tamamen iyileşmesözkonusudur. En etkin tedavi
kemoterapi ve hastalıklı bölgeye radyoterapidir.
2- Hodgkin Dışı Lenfomalar: İleri yaşta daha sık görülür (60). Bağışıklığın düşmesi önemli bir bulgudur. B ve T lenfositleri hastalıktan sorumludur. B hücresi % 80, T hücresi ise % 13 cıvarında sorumludur. Düşük, Orta ve Yüksek dereceli tümörler olarak üç grupta değerlendirilirler. Düşük dereceli olan grup Kronik Lenfositik Lösemi olarak bilinir ve senelerce basit tedavilerle seyreder, korkulu değildir. Keza Malt lenfoması ve bir cilt tümörü olan Mycosis Fungoides bu gruba aittir. Orta derece olanlar daha olumsuz seyredebilirler. Yüksek dereceli lenfomalar ise daha çok çocukluk çağında görülen agresiv tümörlerdir.

 

Her iki Lenfoma türünün tanı ve tedavisi için lütfen hekiminize başvurun.Unutmayın lenfoma bir beze veya bezelerin büyümesi, ateş, kilo kaybı ve halsizlik gibi belirtiler verebilir. Gerekli tetkikler yapılmalıdır. Bu gibi hastalıklar çoğu kez ateşli hastalıklarla karıştırılır, lütfen 10-15 günde antibiyotikle geçmeyen hastalıkta kanseri düşünün. Lenfomaların ana tedavisi kemoterapi ve hastalığın çıktığı bölgeye radyoterapidir.

 

ÇOCUKLUK ÇAĞI TÜMÖRLERİ

 

Bu grup tümörler,lösemi, beyin tümörleri ve lenfomalar hariç, çocukluk çağının önemli tümörlerini oluşturmaktadır.Bunlar arasında en önemlileri
batında oluşan Wilm’s Tümörü, Nöroblastom, kas dokusundan oluşan Rabdomiyosarkom ve özellikle kemik dokusundan oluşan Primitif Nöroektodermal Tümörler adıyla da anılan Ewing Sarkomudur. Çocuklarda oluşan primer kemik tümörü Osteosarkomu unutmamak lazım.

 

Çocukluk çağında en sık görülen tümör % 30’la Lösemiler (ALL; Akut Lenfoblastik Lösemi), % 20 ile Merkezi Sinir Sistemi Tümörleri, % 15
ile Lenfomalar, % 8’le Nöroblastom, % 6 ile Wilm’s Tümörü, % 3 ile Osteosarkom, % 3 ile Rabdomiyosarkom ve % 2 ile Ewing Tümörüdür.

 

1- WİLM’s Tümörü: Batında kitle, ağrı, hematüri ve halsizlikle kendini gösterir. % 75’i 5 yaşın altında başvurur. % 95 iyi gidişlidir. Gerekli
Tanı işlemlerinden sonra ana tedavi yöntemi cerrahidir ve arkasından kemoterapi yapılır. Erken evrelerde (I-II) ve 2 yaşın altında radyoterapi
yapılmaz, ileri evrelerde yapılmaktadır. Akciğerlere profilaktik veya tedavi amaçlı radyoterapi yapılabilir.
2- NÖROBLASTOM: Genelde % 60 olgu , 1 yaşın altında, batında lokalize kitle ile başvurur vancak % 70 olgu ,1 yaşın üzerinde metastazla
başvurur. Sıklıkla batında, böbrek üstü bezlerinden ve diğer sempatik ganglionlardan ve göğüsten başlar. Genelde mavi vucut lekeleri, rakun
gözler,ataksia ve idrarda katekolaminler, Vanil Mandelik Asid (VMA) ve homovanilik asid gözlenmesi ile tanı konur. Gerekli tanısal işlemlerden
sonra (BT, MRG ve MIBG sintigrafisi) sonra ana tedavi cerrahidir ve kemoterapidir. İleri batın sendromunda ve karaciğer büyüklüğünde
radyoterapi yapılabilir. Sağkalım düşüktür, hastalık erken evrede yakalanabilirse uzayabilmektedir.
3- RABDOMİYOSARKOM: Çocukluk çağı tümörlerinin % 3’ünü oluşturur. En sık % 25 parameningeal olmak üzere % 40 baş ve boyun bölgesi,
orbita % 9, genitoüriner yol % 30, ekstremite % 15 ve vucut bölgesi %15’dir. Hücresel yapı olarak % 60-70 embriyonel, % 20-40 alveoler , %
10 botyroid , % 5 azdifferansiye ve % 5 iğsi hücrelidir. Botyroid ve iğsi hücreli olanlar ien iyi sağkalımı gösterir. Olabiliyorsa cerrahi ve takiben
kemoterapi en etkin tedavi yöntemleridir. Total rezeksiyon yapılabilmiş Grup II hastalara ve kısmen rezeke edilebilmiş Grup III hastalara
radyoterapi yapılmaktadır. Uzmana danışmak gerekmektedir.
4- EWING Sarkomu: Osteosarkomdan sonra görülen en sık kemik tümörüdür. 8-25 yaş arasındaki gençlerde görülür. Sıklıkla alt
ekstremiteleri tutmayı sever (femur, tibia veya fibula). % 75 hastada hastalık lokal görülmesine rağmen % 20-25 metastatiktir. Şişlik ağrı
ana belitilerdir. Gerekli filmler çekildikten sonra tedaviye başlanır. Ana tedavi biopsi sonrası eşzamanlı kemoradyoterapidir. Hastalık lokal ise sağkalım yüksektir. Koruyucu ve metastatik akciğer ışınlaması yapılabilir.

 

5- RETİNOBLASTOM: Çocukluk çağında en sık görülen göz içi tümörüdür. 5 yaşın altıdaki çocuklarda görülür. % 40 olguda RB1 gen mutasyonu
ve % 60 olguda ise tutulma sporadiktir. % 25-40 olguda ailesel geçiş söz konusudur. Belirtiler göz bebeğinde beyazlık, göz kapağının düşmesi
ve gözde kitledir. Gerekli tetkiklerden sonra eğer tümör göz içersinde ve arkada ise uzman bir merkezde radyoterapi yapılır (plak + eksternal
radyoterapi)
. Eğer tümör göz boşluğunu doldurmuşsa göz küresi alınır ve cerrahi sonrası radyoterapi ve kemoterapi yapılır.E ğer tümör gözü
aşmış ve metastaz yapmışsa kemoterapi ve gerekli yerlere radyoterapi yapılır. Göz içi hastalıkta tedavi başarılıdır fakat gözün dışına taşmış
hastalıkta ise sağkalım çok düşüktür.

 

MESANE Tümörleri:

 

Genelde 40-50 yaş ve üzerinde görülmekte. En sık belirti hematüri,zorlayıcı idrar yapma hissi, pelvik ağrı ve hidronefrozdur. % 93 değişici epitel hücreli kanser görülür. Sigara içmek, naftilamin maddesi, boyalar,kronik iritasyon ve mesane taşları risk oluşturmakta. % 75 olgu erken rvrede yakalanabilir (Ta, Tis veya T1). Sıklıkla trigon denilen idrar yollarının mesaneye girdiği yer denilen trigona yakın yerlerde olabilir (mesane altı). % 20 yakın lenf bezelerini tuabilir. Gerekli tetkikler yapıldıktan sonra (alt batın BT, idrar ve kan sayımları ve TUR denilen idrar yolundan girerek parça alınması) evresi değerlendirilir. Eğer mesane kas tabakasını tutmayıp yüzeyelse dış idrar yolundan girilip hastalık kazınır (TUR) ve çok sayıda lezyon var ise en az 6 haftalık mesane içi ilaç uygulaması ve/veya verem aşışı olan BCG konur. Kas tabakası tutuluysa eğer kısmi mesane rezeksiyonu ve kemoradyoterapi veya mesanenin tamamen alınması ve rekonstrüksiyon veya radikal konformal radyoterapi yapılır. Tedavi hastalığın ilerleme durumuna ve yaşa bağlıdır. Genel Sağkalım % 40-70 arasında değişmektedir.

 

MİDE TÜMÖRÜ:

 

Ortalama hastalık görülme yaşı 65’dir.Belirtiler sindirim bozukluğu, ağrı, zayıflama ve kansızlıkdır. Risk faktörleri olarak posasız gıda alma,
tuzlu balık ve tütsülenmiş et,polipler ve hipoklorahidriya sayılabilir. % 90 adenokarsinom görülmektedir. Hastalığın yumurtalıklara met yapması
kadınlarda Krukenberg tümörü olarak bilinir. Gerekli ön tetkikler yapıldıktan sonra (mide filmleri, endoskopi, batın ve akciğer BT, kan
sayımları ve gerekirse PET taraması) tedaviye geçilir. İdeal tedavi cerrahi ve sonrası yapılacak kemoradyoterapidir. İleri evrelerde önce eşzamanlı kemoradyoterapi yapılabilir. Tek başına radyoterapi paliyatif bir yaklaşımdır.

 

TESTİS TÜMÖRLERİ:

 

Genelde 15-35 yaş arası erkeklerde sıklıkla görülür. Tümörlerin % 90- 95’i germinal dokudan kaynaklanır. Bu hücreler Pür (saf) Seminomlar
ve Seminom Olmayan Germ Hücreli Tümörler olarak (NSGCT) ikiye ayrılırlar. Seminomlar tedavi olarak radyoterapiye çok duyarlı tümörlerdir
ve % 40 olarak tek başlarına görülürler ve tamamen iyileşirler. Karışık hücreli olarak tanımlıyabileceğimiz diğer grup ise % 60 görülmektedir.
Bu karışık tümörler içersinde en sık embriyonel karsinom , “yolk sac” tümörü, koriyokarsinom ,teratom, seminom ve karışık alt hücre grupları
görülmektedir. “Yolk sac” tümöründe alfa feta protein maddesi (AFP) ve koriyokarsinom tümöründe ise Beta Humon Chorion Gonadotropin (b-HCG) maddesi yükselmekte ve kanda görülmektedir. Özellikle karışık hücreli grup btında paraaortik lenf bezlerini tutmakta ve de kan yoluyla akciğere ve dier organlara metastaz yapabilmektedir. En önemli belirti testisin şişebilmesi ve/veya batında kitle hissedilebilmesidir. Hastanın öyküsünde inmemiş testiş hikayesinin olması önemlidir. Tetkik olarak batın ver akciğerin BT’si, testislerin ultrasonu, kan testleri, AFP ve b-HCG tayinleri önemlidir. Tedavi olarak erken evre seminomda (E.I) düşük doz (20 Gy) radyopterapi veya 1-2 kür “Carboplatin” isimli ilaç verilebilir. E.II hastalıkta ise radyoterapi ile kemoterapi mutlaka verilmektedir. Karışık hücreli tümörlerde ise gerekliyse batın cerrahi olarak açılıp lenf bezeleri alınır ve arkasından kemoterapi yapılır.

Her iki tür testis tümöründe de hasta olan testis sapı ile beraber çıkarılır. Bu işleme “Yukarı Orşiektomi ismi verilir. Her iki hücrenin hastalığında da yaygın hastalık yoksa şifa söz konusudur.